10 Dakikada Evde Dondurma Yapmak

10 Dakikada Evde Dondurma Yapmak

Ev yapımı dondurmalar çok güzeldir ve karışık, özel malzemelere ihtiyaç duymadan evde kolayca birkaç malzeme ile dondurma yapabiliriz. Birçok dergide ve yemek kitaplarında evde dondurma yapmak için onlarca tarif vardır, fakat onların çoğu meşakkatli ve zaman alan tariflerdir. Bir buzdolabı poşetinin içine malzemeleri koyacağız, ağzını sıkıca kapatacağız ve güzelce sallayacağız. Bu kadar basit.: )

Yaptığımız tarifin en güzel kısmı oldukça hızlı olması. Sadece 5-10 dakikada lezzetli ve sağlıklı ev yapımı bir dondurma yapmış olacağız. Kaya tuzu kullanacağız.

Kısa sürede dondurma yapmak için niçin kaya tuzu kullanacağız?

Tarifimizdeki en önemli malzeme tabi ki kaya tuzu. Tuzu buzla karıştırdığımızda, tuz buzun donma noktasını düşürür. Su normalde 32°F iken, tuz eklediğimizde bu derece 2°F’a düşer. Bu, kışın buzlu yollara neden tuz döktüğümüzü açıklar. Tuz, buzların erimesine neden olur.

İçindekiler:

1 su bardağı süt,

1 çorba kaşığı şeker,

Yarım çay kaşığı vanilya (dilerseniz artırabilirsiniz),

2-3 bardak buz,

Yarım su bardağı kaya tuzu,

2 tane kilitli poşet.

 

Hazırlanışı:

Süt, vanilya ve şekeri buzdolabı poşetinin içine koyalım. Ağzını iyice bağlayalım, emin olalım tamamen kapandığından. Buz ve tuzu da diğer poşete koyalım. Sütlü karışımın olduğu poşeti, tuzlu buzun poşetine koyalım. Ağzını iyice bağlayalım, 5 dk boyunca sallayalım. 5 dakikanın sonunda içteki poşetteki sıvının katılaşmaya başladığını göreceksiniz. Birkaç dakika daha sallamaya devam edelim. İçteki poşetteki karışımın katılaştığını göreceksiniz, şimdi poşetleri ayırabilir ve hazırladığımız dondurmayı servis edebiliriz.

Afiyet olsun.: )

 

Acı Hissettirir

Acı Hissettirir

acı hissettirir

Bedeninizi en çok, o acı çekerken hissedersiniz der Eckhart Tolle. Tam olarak bunu söylemese de buna benzer bir şeyler söylediğini hatırlıyorum. Hastalık anlarında, gergin anlarda, mutsuz olduğumuz herhangi bir zamanda bedenimizi hissetmek çok daha kolay olur, diğer zamanlara oranla. Polyannacılık mı bu yapılan bilmiyorum, kötünün iyisini görmek, başka bir açıdan bakıyordur belki de acıya. Her nereden bakıyorsa haklılık payı olduğu bir gerçek. Başım ağrımadığında başımı düşünmem, aklıma bile gelmez ya da parmağımı kesmediğimde, sıkıştırmadığımda, onu sürekli kullandığım halde “a evet, bir parmağım varmış” diye düşünmem. Mantıklı da değil zaten. Durup dururken kim bedenini inceler ki, onu hissetmeye çalışır ki? Fakat acı çekerken, hissetmeye mecbur kalırsınız. Sanki “ben buradayım” demek için çağırırlar kazaları, felaketleri. Onların da mı ilgiye ihtiyaçları vardır yoksa?  :) Olabilir. Var olan her şeyin bir ruhu olduğunu okumuştum bir yerde. İlgilenmediğimizde solan çiçeklerin, sadece konuşarak canlanabilecekleri gibi şeyler gerçek mi değil mi diye düşünmüyor değilim. Denemedim, çokça da konuşurum aslında.

Dağıldık, acıdan gevezeliğe geçtik. Yan yollardan ana yola çıkıp, güzergahımızda ilerleyelim. Acı hissettirir demiştik. En çok da hastalandığımızda hissederiz acıyı ya da birini kaybettiğimizde ya da ayrıldığımızda. Varlıklarında değil yokluklarında anlarız kıymetlerini. Böyle de diyebiliriz aslında. İlgileniriz, bakarız ve görürüz. Her an kayıp gitme olasılıklarının çok canlı olduğunu bilsek, her an kaybedebileceğimizi bilsek, sıkı sıkı tutunuruz da sıkılmaz mıyız bundan? O kadar değer verir miyiz gerçekten? Mutlu olmaya o kadar alışık olmadığımız için mi unutuyoruz acaba?

 

Her Şey Güzel Olacak Klişesi

Her Şey Güzel Olacak Klişesi

Her Şey Güzel Olacak Klişesi

Her şey güzel olacak, her şey daha iyiye gidecek. Umutlarımız, elimizdeki en değerli şeyimiz. Sımsıkı tutunduğumuz, giderse kendimizi bırakacağımız umutlarımız.. Her şey güzel olacak, umutlar olmazsa bu laf neye yarar?

Yeni yıla girerken, taze acılarımıza yenileri eklenmesin istedik, geride kalsın hepsi, tekrarlanmasın, acıtmasın istedik. Her gün, sadece ülkemizde değil, her yerde ölüm, şiddet, somut bir acı, kendini hiç unutturmak istememecesine her gün bizi yaralamaya devam ediyor. Buna rağmen yaşıyoruz, devam ediyoruz ileriye, geleceğe. Umutsuz yaşanmıyor, bir gün hepsinin dineceği umudu sönmüyor içimizde.

Hep derim, bu da geçer, nasılsa geçecek, gidecek. Bir başkas onun yerine geçecek, yer değiştirecek yenisiyle. Hayat durmadan akıyor, kimse durduğu yerde değil, duranlar tıkanmış, affedememiş olanlar.

Devam görmeye, devam acısıyla tatlısıyla yaşamaya, devam umut etmeye. Devam klişeleri yaşatmaya…

Yazamıyorum Seni

sürrealist aşk ile ilgili görsel sonucu

“Anneme her gidişimde, bundan sonra hayatımda kaç kere göreceğim onu acaba diye hesap yapardım. Sayılar şekillenince zihnimde, korkardım, daha bir sıkı sarılırdım ona. Hesapladığımdan da az gördüm, içim acıyor.”

Ben senden de az gördüm onu, hem de hiç hesaplayamadan, hem de hiç sıkı sıkı sarılamadan, hem de hiç doyasıya öpemeden, gidiverdi bilinmeze.

Yazamıyorum seni, daha sıcacıksın zihnimde.

 

Sevdan bir ateş, oldu bende.

Gönlüm bir deli, coştu sende.

Yumuşacık, Kabarık, Kolay Poğaçalarım

2016-12-16-00-56-43-1

Yumuşacık, Kabarık, Kolay Poğaçalarım

Bu poğaçaları yapalı bir hafta oldu, hatta az geldi ertesi gün iki katı malzeme ile bir daha yaptım aynısından. İkincide hamurun kıvamını tam tutturamadım ama lezzeti yine harikaydı. Yumuşacık poğaçalar isteyen varsa buyrun tarifimiz:

Malzemeler:

1 yumurta (akını hamurda, sarısını ise poğaçaların üzerinde kullanacağız)

Yarım çay bardağı sıvı yağ

6-7 çay bardağı un

1 paket kuru maya

1 çay bardağı ılık süt
1 çay kaşığı şeker
1 çay bardağı yoğurt
Yarım çay bardağı sıvı yağ
Tuz
İç malzemesini dilediğiniz gibi hazırlayabilirsiniz. Peynir, maydanoz ve baharatları karıştırabilir; sosis, salça ve pul biberli iç hazırlayabilir; soğan, kıyma ve baharatlardan oluşan karışımı kullanabilir; patates, karabiber ve pul biberle başka bir iç hazırlayabilir ya da dilerseniz ıspanak ve soğanı hafifçe kavurup içine yine pul biber ve karabiber katıp istediğiniz harcı poğaçalarımızda kullanabilirsiniz. Burada önemli olan hamurun kıvamı. Şimdi geçelim poğaçalarımızın hamurunun hazırlanmasına:

Yapılışı:

Öncelikle çukur bir kaba, kuru maya, şeker ve sütü koyup karıştırıyoruz. Mayayı erittikten sonra sıvı yağ, yoğurt ve yumurta akını ekleyip karıştırıyoruz. Son olarak tuz ve unu ekleyip güzelce yoğuruyoruz. Artık bir klişe haline gelmiş olan “kulak memesi kıvamı”nı tutturana dek yoğuruyoruz. Çok uzun değil 5-6 dakika yoğurmanız yeterli. İstediğimiz kıvama gelen hamurumuzun üzerine nemli bir bez örtüp 1 saat kadar dinlenmeye bırakıyoruz.

1 saatin sonunda dinlenen hamurumuz güzelce kabarmış olacak, başka bir tabirle mayalanmış olacak. Ellediğinizde elinize biraz yapış yapışlık geliyorsa elinizi azcık unlayıp öyle parçalar koparın. Hamurdan avuç içimiz kadar parçalar koparıp içlerine hazırladığımız karışımlardan koyuyoruz. Güzelce kapatıp, ters çeviriyoruz ki katlanma kısımları altta kalsın, yusyuvarlak bir görünüm olsun.

Son olarak ayırdığımız yumurta sarısını poğaçalarımızın üzerine sürüyoruz. Üstlerine ben çörek otu serptim, siz susam da koyabilirsiniz, hatta susamlılar sosisli, çörek otlular peynirli diye ayırmak için bile baharatlar çeşitli olarak kullanılabilir. Tabi ki örnek verdim, ben hepsini sevdiğim için yerken hangisi denk gelirse gelsin, sürpriz olsun diye ayrım yapmadım. Tercih sizin.

Fırına koyma aşamasında önceden ısıttığımız 180 derece fırında yaklaşık 20 dakika alt ve üstleri kızarıncaya kadar pişiriyoruz.

Afiyet olsun.

2016-12-15-23-54-54

 

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama

Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu

YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.

haydar-colakoglu-teb-genel-mudur

haydar-colakoglu-teb

Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.

haydar-colakoglu-yolo-turkiye

Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık – 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Dönüp Dolaşıp..

Dönüp Dolaşıp

Yazılarını okumayı çok sevdiğim bir arkadaşımın birkaç satırını paylaşacağım. İzni çok önceden almıştım ama ancak ilgilenebildim burası ile:

az kaldı… dönüp dolaşıp aynı yere gelmedik mi biz
ciddi anlamda soruyorum
aynanın hangi yanından bakarsan bak
dönüp dolaşıp aynı yere gelmiyormuyuz mu ki biz
baş parmağım kalkıyor soru sormak istiyorum
sonra bir bakıyorum ki
soru cevap
cevap soru
iskele kelimelere var gücü ile parmağını banmış ki
bence bir reçel olsa böyle bir ekmek banma olamaz
sonra bir yağmur ki bence buluta haksızlık
izin almalı en azından dönüp dolaşıcağı yeri biliyor
az kaldı… dönüp dolaşıcağımız yeri en azından bilip ona göre yaşıyoruz

(28 Ağustos 2016)

 

Bir tane daha:

dönüp dolaşıp aynı yere gelmiyormuyuz diye
bir kart göndermişsin son iki ayı postanede geçen
ve bir dip not düşmüşsün
istanbul şimdi soğuktur keşke koynumu göndere bilsem ne olur üşütme,
üzerinde sipsilik bir tarih ve
unutulmaya mahkum edilmiş bir koku
üzerime düşmüş ekmek kırıntılarını bir bir takip ederken
boz bulanık bir doku
hak diyorum
hakkı olan hakkını almadan göçmezmiş
üçüncü dünya savaşını hisseden martılar
kentin ilk ışıklarını beklemeden kaçarmış
şehrin kaldırımlarına kafa tutan koca bir yıkım
kim bilebilir ki dönüp dolaşıp yine aynı yere geleceğimizi
haktan başka,
ben diyor pinokyo
ve bir nebze daha uzuyor edepsizliği
bir nebze daha ve bir nebze daha
artık sığmıyor edepsizlikleri
ve koca bir tanrı ölüme yaklaşıyor
hiç bir meleğin fikrinde olmadığı için…

(1 Kasım 2016)

Tekrar tekrar teşekkürler.: )

 

Neşeli Yağmur

neşeli yağmur

 

Neşeli Yağmur

Bu başlık nerden esti bilmiyorum, aralıksız duran yağmurdan burası nasibini alsın isterken, bir de hüzün eklemeyeyim istedim sanırım. Islanmaktan hoşlananlar, mızmızlanıp söylenmeyenler, kışın soğuğunu, kasvetini değil sadece yağmurunu sevenler, benim gibi, yağmurdan keyif alanlar. Merhaba. : ))

 

Uzun zamandır dinlemediğim bir müzik ile başlayalım bu sabah:

Eskiden mis gibi toprak kokardı yağmur yağınca, artık alamıyorum, her yer yeşillik olduğu halde. Koku alamıyorum ben aslında uzun zamandır, şöyle derin nefeslere hasretim. Yağmur diyince toprak kokusu gelirdi aklıma, gelmiyor artık. Hiçbir koku gelmiyor.

Neşeli yağmur diyince rengarenk şemsiyeler geliyor gözümün önüne. Su birikintilerine atlayan çocuklar, düğmeleri açılmış, üstleri kirlenmiş, saçları dağılmış çocuklar.. Telaşla koşturan insanlar, yapraklardan düşen damlalar geliyor.

Yine de fazlası zarar.

Bir Shivaree ile bunaltmayan yağmurlar dileyelim.: )

 

Sihirli Bir Söz: Seni Seviyorum

 

sihirli bir söz seni seviyorum

Sihirli Bir Söz: Seni Seviyorum

Seni seviyorum diyelim, bolca diyelim bu sözü. Sevdiğimize, hoşlandığımıza, takdir ettiğimize. Hatta sevmediklerimize, nefret ettiklerimize, yanımızda bulunmalarına tahammül edemediklerimize bile. Aslında özellikle de ikinci kısım için yazıyorum bugün. Bizi mutlu edenlere rahatlıkla söyleyebiliriz bu sözü. Tabi ki kimilerimiz çekinir, büyütür gözünde, utanır falan. Bir sözün ne kadar mutlu edeceğini bilseler belki bu kadar uzaklaşmazlar ya neyse konumuz diğerleri. Bir Sezen Aksu yorumu bırakalım şuraya ve devam edelim:

Niye sihirlidir bu söz, hiç düşündünüz mü?

Sevildiğini bilmek mutlu eder hepimizi. Sevildiğini bilmek değerli hissettirir, anlam katar hayata. Umut aşılar, olumsuz düşüncelerin üstünü örter, belki de siler (çok derine nüfuz edebildiyse). Üzüntüyü, kederi alır.

Bir de diyemediklerimize dediğinizi bir düşünür müsünüz? Yüzlerine demeyin, sizi kızdırdıklarında içinizden diyin bu sözü. “Bi tane şuna patlatsam ya, ah şu an başka yerde olsam..!!!!” gibi laflar içinizden geçerken, hepsinin yerine bir adet “seni seviyorum” koysanız, nasıl olurdu? Saçını başını yolmak istediğiniz patronunuza, evinizde size nefes aldırmayan kayınvalidenize, sürekli kıyafetlerinizi giyen kardeşinize, arkanızdan sizi kötüleyen ve sevgilinize asılan o çirkin kıza, prensesler gibi giyinmişken üstünüze çamur sıçratan taksi şoförüne ya da en güzel hayaller içindeyken ceketinizi çekiştiren dilenci çocuğa “seni seviyorum” dediğinizi düşünsenize.

affetmek

İlk şoku siz yaşayacaksınız, garantisini veriyorum. : ))) Bir kere o sinir anında direksiyonu çevirip de u dönüşü yapmak çok zordur, hele ki 120 km hızla giderken. İşte bu söz, sizi yavaşlatmaya, sakinleştirmeye, köprünün diğer tarafından uçarak karşı kıyıya varmanızı sağlıyor. Nehirde ne olursa olsun, ne kadar akıntı olursa olsun, sapasağlam sizi taşıyor.

Bir deneyelim mi?

Ben aklıma geldikçe uyguluyorum bunu. Hem gün içinde diyemediklerim yüzünden defalarca aynı sahneyi yaşamıyorum hem de ekstra kötü düşünceler üretmiyorum.

Sevginiz, umudunuz hiç solmasın. Başka sihirli kelimeler ile tekrar sizlere sırlar vereceğim. Küçük ama çok değerli sırlar..

Islanmış Sokağımın Kaldırım Taşları

ıslanmış sokağımın kaldırım taşları

Islanmış Sokağımın Kaldırım Taşları

Kafamı kaldırmamla yağmurun sesini farketmem bir oldu. Kapıya çıkınca mis gibi toprak kokusunu alamadım ama pıt pıt ses çıkaran yağmur damlalarının sesini duymak, yine de mutlu etti beni. Sokağımın kaldırım taşları ıslanmış, sırf taşlar mı, camlarım da nasibini almış bu kısa süren yağmurdan. Aldım paspası başladım ayak izlerimi silmeye.

Bir kedicik geldi, çekine çekine yaklaştı bana.

Uzun bir süre bakıştık, vereceğim bir şeyler var mı diye düşünürken kedicik sabredemedi ve gitti. Bir parça ekmek bulundursaydım keşke diye düşünürken, ekmeği de beğenmez ki bunlar dedim kendi kendime. Kedilere de beğendiremiyoruz bir şey. Bir sitem de bu sevimli hayvancıklara gitsin, onları buna alıştıran bizler değilmişiz gibi.

sokağımın kaldırım taşları ıslanmış

Burası da çıkmaz sokağım.

Ardında ne var ben de bilmiyorum. Bir yol, bir de kapı var ama gidesim gelmedi hiç o yöne. Hele ki böyle kasvetli bir günde hiç gidemem. Şu üstteki evlerden birinde yaşayan bir abla, evlerin daracık olduğunu söylemişti geçenlerde. Hiçbir manzarası yok, çok küçük, çok sıkışık diyordu. O lafların da etkisi var tabi kararsızlığımda.

Üstteki fotoğrafta sol taraf caddeye çıkıyor, sağ taraf otoparka. Bir L şeklinde burası. L’nin tam köşesindeyim. Fakat hiç hareketli değil bu sokak, gelen geçen o kadar az ki, kapattım kendimi dışarıya ben de. İşte böyle havalarda ancak çıkıyorum, ıslanan kaldırım taşlarını seyretmek için.

Bir de balkonumdan çektiğim gökkuşağı vardı, onu ekledim mi buraya, bilmiyorum. Eklemediysem derhal yazmalı, onun havası daha ferah, daha canlı. Burası gibi iç karartmıyor en azından.

: ))