Ağrı

ağrı

Ayaklarım, dizlerim, her yerim ağrı içinde.

Bu sabah bir karar aldım ve hemen uygulamaya başladım. Ne mi? Koşmak tabi ki. Yıllarca işe yürüyerek gidip gelen, yakın mesafeli yerlerde asla toplu taşımayı kullanan, araba almayı bırak, ehliyet almayı dahi aklının ucundan geçirmeyen ben. Evet yürümeyi pek çok seven ben, bir de koşayım dedim. İstedim ki, yürümenin o sakin havası bozulsun, bir canlılık gelsin bedenime. İstedim ki coşayım, istedim ki sıyrılayım zihnimi saran ve gitmek bilmeyen düşüncelerden. Aynı şeyler dolanıp duruyor beynimde, aynı şeyler, tüm gün hem de. Hiç terketmiyorlar, alıştım ama rahatsız hissediyorum varlıklarından dolayı.

Günlük yaptığım şeylerden farklı bir şeyler yapmalıyım dedim ve attım kendimi sabahın köründe sokaklara. Öyle tertemiz bir hava falan yoktu tabi. Millet yakmış sobaları, dumandan geçilmiyor çaya giden yollar. Çayın kenarı sakin, temiz, huzurlu. Erkenden işe gidenler, köprüyü kullananlar, bisikletli amcalar, bir de üstümden geçerken bana pislik bulaşmalarından çekindiğim martılar. Selamlamadığımı farkettim hiçbirini. İnsanları değil ama martılara selam vermekten ne zarar gelirdi. Gerçi burada tanımak önemli bir şey değil. Nezaket kurallarına uyan insan sayısı oldukça fazla. Bir günaydın, en azından gözgöze gelindiğinde bir baş işareti, hiçbir yanlış anlaşılmaya yol açmayacak masum hareketlerden olma özelliklerini koruyor.

Ne diyorum ben? Koşmaktan nasıl selam vermeye geldim. Evet, koşuyordum. Çaya ulaştıksan sonra hemen koşmaya başlayamadım. Sanki birileri beni izliyor, sanki görenler “sabahın köründe işi gücü mü yok bunun” dediklerini düşünüyor, herkesin pür dikkat beni küçümsercesine süzdüğünü düşündüm. Kısa süren bir yanılsama olduğunu, çevreme şöyle bir göz atarak anladım. Sokaklar kalabalık olmadığı gibi, tek tük sağımdan solumdan geçen insanlar da bana dikkat edemeyecek kadar kendi içlerine dönüklerdi. Belki de benim gibilerin varlığına alışmışlardır. Daha geçen gün tombik tombik teyzeleri yürüyüş yaparken görmedim mi çayın karşısında? 4 teyze, biri geride kalmış, yorulmuş belli ki. Bir diğeri daha genç olsa gerek. Önden hızlı hızlı gidiyor, diğerleri yetiştiğinde taşın tekine ayağını dayamış, kaldırıp indiriyor. Diğerleri mola vermeden döndüklerinde haliyle onun önüne geçiyorlar. Arkada kalan daha genç teyze, kendince kurduğu hareketleri bitirince, üçlünün önüne geçip yine liderliği eline alıyor.

Evet bu manzaranın bir kaç kez tekrarlandığına şahit oldum. Bu dörtlüyle karşılaşmadım, onlar biraz daha geç çıkıyorlar, benim işe gittiğim saatlerde, 8 buçuk 9 arası.

Yolumun sonuna geldiğimde ayaklarımı hissetmiyordum. Eve geldim, hiç oturmadan hazırlanıp işe gittim. Tüm gün ağrılar içinde geçti. Şimdi de farklı değil. Bir yerde hamlık ağrısı diye bir şey okuduğumu hatırlıyorum. Spora ara verenlerde görülürmüş genelde. Önceleri yaptığım şeye spor demek ne kadar doğru bir seçim olur bilemem, ama ağrıyor işte.

Kesmeyeceğim, devam edeceğim. Var olduğumu hissettiren bu uğraşı sonuna kadar yapacağım.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Blogumu beğendiyseniz sosyal medyada paylasabilirsiniz.: )

  • Follow by Email
  • Facebook
    Facebook
  • Google+
    Google+
    http://www.dongusel.net/agri">