Ah Çanakkale

Çanakkale Müzesi

Ah Çanakkale!

Bir bayram daha geldi geçti. Övmekten bıkmadığım İzmir’e kocaman selam olsun. Kıyaslamayı hiç sevmem ama alışmış ya beynim, hep bir sınıflama telaşındayım, hep bir karşılaştırma eğilimindeyim. Her biri kendi içinde ayrı güzel, ayrı lezzette. Karıştırmadan, üst üste bindirmeden, ezmeden, tadını ala ala sindirmeli şehirleri. Yine de duramıyor insan, açıyor ağzını, yumuyor gözünü. Yok yok, öyle derinden yaşamadım Çanakkale’yi. Biraz yerlere göklere sığdıramayacak kadar, biraz da umusamadan geçemeyecek kadar gözlemleyebildim yalnızca.

Tarihe olan ilgileri, onu yaşatma istekleri takdire değer.

Çanakkale Deniz Müzesi’ni gezme fırsatım oldu. Nusret Mayın Gemisi’ndeki sunumlar, Çimenlik Kalesi’nin (Kale-i Sultaniye) atmosferi, hepsi inanılmazdı. Gencecik öğrenciler nasıl da duygu yüklü anlatıyorlar tarihi. Nasıl da yaşatıyorlar, hiç bilmeyen yüreklere neler ektiklerinin farkındalar mı acaba?

Kalenin içinde fotoğraf çekmek yasaktı. Yasak olmasa elim tuşlara gitmeyi hatırlar mıydı, onu da bilmiyorum. Şimdi şuraya ekleyemedim diye üzülürken, bir dahaki sefere unutmamak için aklıma kazıyorum fotoğraf olayını. Büyüsünden sıyrılıp da şarjı varken telimden çekmeyi akıl ettiğim iki tanecik ile yetinmek zorunda kalıyorum şimdi.

İki saatte dolaşıp da bitirilebilecek sokakları, sık sık gördüğüm ayva ağaçları, çok sessiz ana caddeleri ile sevilesi bir şehir. Yeme içme oldukça uygun. 50 kuruşa çay, hem de enfes. Öğretmen Evi’nin yakınında aldığımız tahinli çöreğin tadı hala damağımda.

Truva Atı

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Blogumu beğendiyseniz sosyal medyada paylasabilirsiniz.: )

  • Follow by Email
  • Facebook
    Facebook
  • Google+
    Google+
    http://www.dongusel.net/ah-canakkale">